14 Ocak 2010 Perşembe

KISIRLIĞA SOSYO-KÜLTÜREL BİR BAKIŞ

“ Aslan gibi oğlumu heba ettin…Geliiinnn geliiinnn…olmaz olaydın…!!! “
“ Olmaz olasıca…ondan koca olaydı bir yavru verirdi gül gibi kızımın kucağına…çokta bir işe yarıyomuş gibi… “
“ Yeter artık…ben torun istiyorum…kuma getirteceğim üstüne valla böyle giderse…tak etti canıma…yeter…!!! “

Hayır…bunlar Türk Film ve dizilerinden alınmış sözler değil.Ne yazıktırki hala çok sık karşılaştığımız aile dramlarının başlangıç evresinden bazı konuşmalar.

Yıl 2009, Tıpta çok önemli ve güzel gelişmeler kaydedilmiş, Türk doktorları tüm dünya ile bilimsel işbirliğinde ve hatta dünya tıbbına çok önemli katkılar sağlayan keşiflerde bulunmakta.Yukarıdaki konuşmalarla tezat gibi görünüyor değilmi, ama maalesef öyle değil.Hele ki bir tüp bebek merkezinde sürekli hastalarla içli dışlıysanız bu tabloyu çok daha net bir şekilde görebiliyorsunuz.


İşin ilginç tarafı bunun ekonomik düzeyle ilgili gibi görünmesine karşın gerçeğin hiçte öyle olmadığı.Evet belki ekonomik düzeyle sosyo-kültürel gelişme bir anlamda paralellik gösteriyor gibi gözüksede iş çocuk sahibi olmaya, kısırlığa gelince bu paralellik bozuluyor.İşin içine çevresel faktörler, aile, eş-dost, hayata bakış açısı v.b. birçok etken giriyor.

Bu o kadar geniş ve dallanabilecek bir sorun ki çok çeşitli varyasyonlarıyla karşılaşabiliyoruz. Şöyleki, Çift biribirini çok sevmekte, entellektüel ve kültürel açıdan kendilerini geliştirmiş olmalarına rağmen bazen kısırlık tedavisi olduklarının gizli tutulması yönünde bize ayrıca ricada bulunuyorlar. Elbetteki ayrıca böyle bir ricaya gerek olmadığı, hasta hakları ve hasta-hekim arasındaki herşeyin adli olaylar dışında bir sır olarak kalacağı ahlaki ve hukuki yönden bilinen bir gerçek. Ancak öyle durumlar oluyorki çift bunun için ayrıca bir uyarıda, bir ricada bulunma ihtiyacı hissediyor.

Bir diğer durumda erkek faktörlü kısırlıkta yaşanıyor. Çoğunlukla erkek ya da erkek tarafı durumu kabullenmek istemiyor, yadsıyor. Yıllarca hiç spermiogram yaptırmamış ve sürekli kadın açısından kısırlığın araştırıldığı vakalar var. Hâlbuki basit bir tetkik yıllardır süren bu korku, endişe, stres dolu süreci çok mutlu bir sona dönüştürebiliyor.


Bu tür örnekler çoğaltılabilir, o kadar çok değişik türden hikâyeler var ki. Ancak bunların yanında çok güzel gelişmelere de tanık oluyoruz. Ekonomik düzeyi ne olursa olsun, bu olguyu içlerinde hazmetmiş ve gerçekten çocuk sevgisi ve özlemiyle yanıp tutuşan ve bunun için hem çift olarak hem de her iki tarafın ailesi olarak çok hoşgörülü, çağın tıbbi gereklerini yerine getirecek ve bazı toplumsal baskıları üzerinden atmış örnek hikayelerle de karşılaşıyoruz.
Bu gibi örnek hikayelerin çoğalması ise sanırım öncelikle bizlerin sorumluluğunda, yani kısırlık olgusuyla tıbbi açıdan ilgilenen biz hekimler ve sağlık çalışanlarının. Doğru bilgilendirme ve doğru yönlendirme aslında her işin başı ve çoğunlukla sorunun çözümü için en önemli aşama. Ancak bunun yanında iyi yönde de kötü yönde de bu tür şeylerin yaygınlaşmasında çok önemli bir faktör yer alıyor; “Kulaktan Kulağa İletişim “ İnsanlar, evet bugün tv, internet, basın v.s yoluyla bilgilenmekte ancak çoğunlukla birbirleriyle olan sohbetlerinden elde ettikleri izlenimler daha etkili olmakta. Bu aşamada ise biraz önce bahsettiğim doğru bilgilendirme ve yönlendirme bir kez daha ve çok etkili bir biçimde devreye giriyor.

Bununla ilgili olarak bizzat içinde bulunduğumuz ortamlarımız var. Evet, hasta-hekim ilişkisi olarak birebir, yüz yüze görüşmelerde üzerimize çok sorumluluk düşüyor. Ancak birde, örneğin bizim kendi çiftlerimizin tedavi süresince konaklamalarını sağladığımız bir “ Konuk Evi “ miz var. Hayal edin, burada tedavileri süresince konaklamakta olan çiftlerin birbirleriyle olan sohbetlerini. Yukarıda bahsettiğim şeyler ne kadar etkin olmaya başlıyor. İşte tam bu aşamada, biz sağlık çalışanlarına düşen sorumluluk çok önem kazanıyor. Konukevimizde çiftlerimizin tedavi süresince doğru bilgilenmeleri adına bazı faaliyetler düzenliyoruz. Bunlar bazı bilgilendirme toplantıları olabileceği gibi, sohbet tarzında konuşmalara kadar geniş bir yelpazeyi içeriyor.


Henüz tedaviye başlamamış, bu konuda tam bir bilgi sahibi olamamış ve bu yüzden de doğal olarak ne yapacağını henüz bilemeyen çiftlerimiz içinde bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Çeşitli yollarla ki bunlar seminerler, tv programları, e-bültenler v.s ile bu çiftlerimize ulaşmaya ve doğru bilgilendirme ve yönlendirmeye çalışıyoruz.

Bütün bunlar, biz sağlık çalışanlarının üzerine düşen sorumluluklar. Peki ya birey ve toplum olarak sizlerin üzerine düşenler. Kısırlık ile yakından ya da çevresi sebebiyle veya başka şekillerde ilgilenmiş kişilere de büyük sorumluluklar düşmekte. Yazının en başında ki konuşma örneklerini hatırlayın.

Sizlerden ricam, böylesine hassas bir konuda sizlerin de üzerine düşeni yapması. Gerçekten maalesef bu olumsuz örnekler yaşanmakta ve çiftlerimiz yıllarca maddi-manevi kayıplara uğramakta hatta ve hatta bazı aile dramlarına sebep olmakta.

“ Canım… güzel gelinim… kızım benim… sıkmayın canınızı , neyse çaresine bakacağız, bak tıp ne kadar ilerledi, hiç merak etme sen kınalı kuzum… “
“ Aslan damadım benim, yiğit oğlum, yüreğini daraltma sen… Allah’ın izniyle hayırlısı olsun…Bak ne olmazlar oldu, Allah razı olsun doktorlardan…neyse hal çaresi bulacağız…yiğit oğlum benim… “
“ Sağlık olsun be evlatlarım…olur o da olur…sizin gibi evlatlar vermiş Allah bana, hamdolsun, hayırlısıysa torun da olur…daraltmayın yüreğinizi… Ha öyle yengenler, konu komşu ne der diye de hallenmeyin…anlarlar onlarda anlarlar… “


Bu konuşmaları daha çok duymak ve doğru bilgilendirme ve yönlendirmeyle çocuk sahibi olmak isteyen her çiftimizi mutlu sonuçlara ulaştırabilmek dileğiyle.Sevgi ile kalın…

YAZAN:DR.MELİH NURAN

Hiç yorum yok: