14 Ocak 2010 Perşembe

3D YENİ YIL TEBRİĞİ


Bir seyir defteri olmalı teknolojinin. Hani şu bakınca "aaa evet bak cepten mesaj göndermek o zamanlar daha gündeme girmemişti..." diyebileceğimiz, lakin ne yazık ki yok. 2012 sendromu da herhalde en iyi bu seyir defterinin son yaprağını tarif ederdi şu günlerde. Gerçekten bir mesaj bombardımanı altındaymışız gibi gelmiyor mu size de? Cep mesajlarını geçtim, panolar, tv ekranları, vitrinler, web siteleri, internette her köşe başı... Bundan 20 yıl öncesinde, lise yıllarımızda kitlesel iletişimin bu kadar "yaygın" şekilde hayatımıza girmesi hayal bile edilemezdi. Şu anda ise şuursuz bir dinamik mesaj bombardımanı ile savaşıyor beyinlerimiz.


Peki ya televizyonların, radyoların, gazete ve dergilerin bu eğlence ihtiyacında yeri nedir? Interneti ayrı bir kaba koyalım şimdilik. Düşünün, öyle büyük bütçeli filmler çekiliyor ve öyle bir pazara pazarlanıyor ki, neredeyse bu işin teknolojisine yapılan yatırım diğer unsurların yanında çok gerilerde bir maliyet olarak kalıyor. Düşünsenize; evinizde, bilgisayarınızda, cep telefonunuzda bile artık görüntüleyici teknoloji var iken yine de sizi sinema salonuna götürüp o koltuklara oturmaya ikna edebiliyorlar. Bugün 3D yaygınlaşmaya başlıyor. Şanslı kişilerdenim ki 4D izlemişliğim var, eh yakın zamanda 5D'nin de adından bahsedildiğini duydum, İzmir'de gösterime girmiş. Bunlar üç beş zaman sonra bir harf değiştirip ceplerimize transfer oldu bilin: 3G, 4G, 5G... Geçenlerde 3G reklamı izlerken yeğenim Alp Erim sordu: "teyze ben büyüdüğümde kaç G çıkar sence?"... cevap kolay sayılmaz tabii ki. Aklımdan o anda neler geçti hemen özetleyeyim: yaklaşık yirmi yıldan bahsediyoruz diyelim, yine latin alfabesine göre ilerleyeceğini düşünürsek, 3D kare-küp falan gibi bir rasyonel sayı düzleminde devam edersek..... "Hmm... Teyzecim" dedim, "sen büyüyene kadar alfabe yetmeyebilir."


Evet, 2010 ile 3D teknolojisinin resmi yılına girdik aslında. Yani teknoloji artık boyutlanıyor. Bu şu demek: teknoloji önce masaüstümüze geldi, ondan sonra cebimize terfi (!) etti, şimdi de ruhumuza ilerliyor. Gerçeklik unsurlarını daha fazla barındıran görüntülerin içinden geçeceğiz, bir film izlerken örneğin; başrol oyuncusu yanımızdan geçerken nefesini hissedeceğiz ensemizde, Testere'yi 3D izlemek ne de ürpertici olur düşünsenize... Sadece o kadar da değil, pek yakında da hücre çekirdeğine kodlanacak görüntüler (o da yetmedi, atom çekirdeğine kadar yolu var). Bundan sonra yaygınlaşması an meselesi, bu ne demek peki? Hani yolda arabanızı sürerken bugünün imkanları ile yol kenarlarına asabildikleri o kocaman levhalar varya, hani hepimizin nefret ettiği... işte onların daha kötüsü direkt göz bebeğinizde görüntülenecek. Bunu hayal edebiliyor musunuz? Hatta, çarpmayayım diye kafanızı eğebilirsiniz dikkat edin de aldanmayın... 2010'larda teknolojinin el atabileceğini keşfettiği bu yeni boyutun bizim hayatlarımızı nasıl kirlettiğine daha da ilerleyen boyutlarda şahit olmak zorunda kalacağız. Evet, pembe gözlükler ile bakarsak o kadar güzel şeyler ile anlatacaklar ki bunları satalım diye, kimbilir neler gelecek önümüze. Önlemi alınmaz ise GDO gibi, spam mailler gibi, evlerimizdeki kablo yığınları gibi sınırları zamanında belirlenmez ise teknoloji çerçöpünün ötesinde bir sorun ile karşı karşıya kalacağız. Adeta kontrolsüz halüsinasyonlar görmemize neden olacak bu teknoloji çılgınlığı sayesinde iyiden iyiye stres ve bunalım da artacak. Ki bunlar sadece tahmin de değil, birinci ağızdan duyduğum kadarıyla şirketler bu konulardaki ar-ge çalışmaları ile ciddi ilerlemeler katediyorlar. Artık siz deyin beş, ben diyeyim 10 yıla varmaz... Belki de hayra yormak lazım, ne dersiniz?







Yeni bir onyıla girerken teknoloji çılgınlığının hayatımıza katacağı yeni boyuttan bahsetmek istedim biraz. Hepimize bunları satabilmeleri zaman alacak tabii ki, şu anda imkansız gibi geliyor değil mi? Bakın, Avatar kaç kişi tarafından izlendi, cebinizdeki telefonun maliyeti bir aylık asgari ücreti geçiyor mu, arabanız kaç model? Evinizde bir 3D oyun ve sinema odasını şimdiden planlamaya başlayın bence, hatta şöyle bir düşünürsek, biz millet olarak hazırız. Artık pek misafir gelmese de hazırda bekleyen misafir odalarımız, salonlarımız var zaten bu amaca tam uygun. Yeni bir boyut, 3D Türk usulü yaşam nasıl olacak ve nasıl bir şekil alacak kimbilir? Ben yine de evimize gelen misafirlerimizi kahve kokusu eşliğinde, alçak sedirler üzerinde, kahkaka dolu sohbetlerle, çaylı kurabiyeli oyunlar ile ağırlamayı tercih ederim doğrusu. Bütün bunların yanında mitolojik kahramanların sahnelerinden salonlara gelen tiyatro eserlerini bizlere en güzel oyunculukları ile sunan tiyatro oyuncularımızı, yazarlarımızı da vefasızlıktan bakıma muhtaç bırakmasak pek güzel olurdu.
Hepinize çok boyutlu, renkli, kutlu bir yıl dilerim.05.01.2010

YAZAN:SEVAL ÖZBALCI

Hiç yorum yok: